8 Kasım 2010 Pazartesi

Canyoldaşım...

Text Size : [+] | [-]
     Aile içi şiddetle tanıştığında, çocuktu daha. 10 çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu. Küçücük bir kızken babasının her akşam içip annesini dövmesini sorgulamaya başlamış, bunu babasına sorduğunda da ilk dayağını yemişti. Diğer kardeşleri gibi okula hiç gitmedi. Çobanlık yapan babası, çocuklar büyüyünce, erkek kardeşlerinin buldukları her işte çalışarak getirdikleri ve kızlarını başlık parası karşılığı evlendirerek kazandığı parayla geçinmeye başladı ve çobanlığı bıraktı.
     Onun ve iki yaş büyük ağabeyinin dışında hiçbir kardeşinin kimliği yoktu. Babası, ilk iki çocukta bir heves kimlik çıkartmış, diğer 8 çocuğunda vazgeçmişti uğraşmaktan. Bir yaş küçük kızkardeşini istemeye geldiklerinde, babası ''imam nikahı yeter'' dese de, damat adayı ve ailesi resmi nikahta ısrar edince, olan ona oldu; Onun kimliğini aldı babası ve kızkardeşine verdi. Hem kimliksiz kalmış hem de adı değişmişti. O artık kardeşinin adını taşıyacaktı.  İtirazı, yine dayakla sonuçlanırken, o, kardeşinin ne kadar şanslı olduğunu düşünüyordu; Hem yoksulluk ve şiddetten başka birşey olmayan bu evden kurtulmuş hem de kimlik sahibi olmuştu. Onunsa, artık hiçbir şeyi yoktu umudundan başka; Tıpkı kardeşi gibi onu da istemeye gelecekler ve babası mecburen ona da kimlik çıkartacaktı.
     Kimse gelmedi onu istemeye. 25 yaşındaydı ve yaşadığı çevreye göre, o artık bir 'kız kurusu' idi. Babası bir gün yanında 40 yaşlarında bir adamla geldi eve... ''Kahve yap bize'' dedi. Adamın bakışlarından ne niyetle geldiği belliydi. Ertesi gün kıyılan imam nikahının ardından, 'cehennemden farkı yok' dediği evinden ayrıldı. Hiç mutlu olmadığı bu evi bile arayacağını bilmiyordu henüz.
     İmam nikahlı kocası, bir sabıkalıydı. Adam yaralamadan hırsızlığa işlemediği suç yoktu ve sürekli hapise girip-çıkıyordu. İlk karısını çocuğu olmuyor diye her gün dövdüğünü ve kadının da sonunda dayanamayıp, fare zehiri içerek intihar ettiğini öğrendiğinde korktu. Ama yapacak birşeyi, gidecek bir yeri yoktu.
     Kocasının ne iş yaptığını bile bilmiyordu doğru-dürüst. Mesai saatleri de getirdiği kısıtlı para da düzensizdi. Bir gün telaşla geldi eve ve ''yarına kadar toparlan... İstanbul'a taşınıyoruz'' dedi. Dayak korkusuyla ''neden'' diye soramasa da yine bir suç işlediğini ve kaçtığını tahmin etmek zor değildi. Yanlarına birkaç parça eşya alarak ertesi sabah otobüse bindiler.
     Yaşadığı küçük kasabadan ilk çıkışıydı bu. İstanbul öyle büyük, öyle kalabalık, öyle korkutucuydu ki, terminalde etrafına bakarken gözyaşlarını tutamadı. Son bir aydır sık sık olduğu gibi yine midesi bulandı. Tuvalete yetişemeden ne varsa içinde çıkarttı. Kocası ilk kez ilgilendi onunla; ''Kız, gebe olmayasın sen'' dedi gülerek.
     Evet... Hamileydi... Hayatında ilk kez mutlu hissetti kendini. Hayatında ilk kez kendisine ait birşeyi olacaktı... Bir kızı ya da oğlu... Ama hayır kız istemiyordu... Oğlu olmalıydı. Kızının kaderinin de ona benzemesinden, onun da kendisi gibi mutsuz olmasından korkuyordu.
     Korktuğu başına geldi.  Kızı oldu... Kocası, 40 yaşından sonra baba olmanın sevinciyle, bir süre ara verdi dayak ve hakaretlerine. Eve eli-kolu dolu gelmeye, nasıl kazandığı belli olmayan parasını da ailesinden esirgememeye başlamıştı. Kızı 2 yaşındayken, ikinci çocuğuna hamile kaldı... Bunu kocasına söylediğinde aldığı cevabı hiç unutmadı: ''Erkek olmazsa, dayaklardan dayak beğen''! İkinci ve üçüncü çocuğu da erkek oldu ama o dayak yemekten hiç kurtulmadı.
     Çocukları büyürken, kocası yoktu yanında. Sabıka dosyası öyle kabarmıştı ki, sürekli hapise girip-çıkıyor, eve uğradığı zamanlarda da, onun temizliğe giderek kazandığı paraya gözdikiyordu. Bu arada, kızkardeşinin adı ve yaşıyla olsa da, kendi çabalarıyla kimliğini çıkartmış, çocuklarını okula yazdırmıştı.
     Tek canyoldaşı kızıydı... Kocasının artık işkence haline gelen dayak ve hakaretlerine onunla birlikte karşı koymaya çalışıyor ama her seferinde yüzleri-gözleri kan içinde kalana dek dayak yiyorlardı. Ortaokulu bitirdiği yıl kızı okulu bıraktı ve annesine yardımcı olmak için çalışmaya başladı.
     Kocası artık sadece onların kazandığı parayı almak için eve uğruyor, vermek istemedikleri zaman, şiddet uyguluyor ve aldığı parayla içki içip rezil bir hayat sürdürüyordu. Parasız kaldığı zaman kızının çalıştığı yere gidiyor, para istiyor, çoğu zaman da yaka-paça dışarı atılıyordu. 18 yaşındaki kızı için 'baba' sözcüğü, 'utanç' sözcüğüyle aynı anlamı taşıyordu artık. Babasının, sadece içki içmeyip, uyuşturucu da kullandığını öğrendiğinde, ''daha fazla ne yapabilir ki artık'' dedi annesine.
     Birkaç gün sonra gördüler daha fazla ne yapabileceğini. Geceyarısını geçmişti saat... Oğulları uyumuş, o da kızıyla televizyon izliyordu. Kapı kırılacakmış gibi çalındığında, kızına 'git yat sen sabah işe gideceksin görmesin ayakta olduğunu, uyutmaz bu şimdi seni' dedi ve kızını içeri yolladı.
     Açtı kapıyı... Kocası yalnız değildi... Her halinden sokakta bulduğu belli olan bir kadın vardı yanında. Elindeki içki şişesini uzatıp, ''sofra hazırla bize'' dedi.  Kadını kanepeye oturtan kocası, ayakta durmakta zorlanarak yanına geldi ve ''sen de içeceksin bizimle... sabaha kadar eğleneceğiz üçümüz'' deyince, çocukların duymasından korkarak alçak sesle itiraz ve beddua etti. ''Çabuk defolun ikiniz de burdan'' derken, kocası her zaman yaptığı gibi, kemerini çıkarttı ve ''ben sana kabul ettirmesini bilirim şimdi'' diyerek vurmaya başladı.
     Kızının aniden içeri girip, babasının üzerine atladığını, kocasının hedef değiştirip kızını dövmeye başladığını ve kızının yüzünün kan içinde kaldığını gördüğü anda gözüne masanın üzerindeki bıçak ilişti. Tek bir amacı vardı. Kızını içki ve uyuşturucudan gözü dönmüş bu adamın elinden kurtarmak. Bıçağı alarak kızıyla kocasının arasına girdi ve bıçağı tam göğsüne sapladı kocasının. Kanepede olanı biteni izleyen kadının çığlığıyla ikisi de kendine geldi. Kadın çığlık çığlığa kaçarken, kızı eğilip yerde sırtüstü yatan babasına baktı ve ''ölmüş galiba'' dedi. Evet... Tam kalbine isabet eden tek bıçak darbesiyle, hemen oracıkta ölmüştü kocası.
     İki oğlu devlet himayesinde şimdi... O ise, cezaevinde duruşma gününü bekliyor. Suç ortaklığı ile suçlanan canyoldaşı, kaderdaşı kızıyla birlikte aynı koğuşta...    
Tweet This

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder