22 Ekim 2010 Cuma

Sil baştan... Mümkün...

Text Size : [+] | [-]
Bu, böyle devam etmezdi... Etmemeliydi. Mutsuzdu ve bu mutsuzluğunun kızına yansıması, onu daha da mutsuz ve agresif bir kadın yapmıştı. Oysa anne olduğundan beri tek amacı vardı artık.'Hayatımın anlamı' dediği kızının sağlıklı ve mutlu bir çocuk olarak büyümesi. Onu, anne-babasının iki yabancı gibi yaşadığı, gerginliğin getirdiği tartışmaların kavga-gürültüye dönüştüğü bu ortamda büyütemezdi.
     Sil baştan yapabilir miydi peki? Eskiden olsa gözünü kırpmadan uzaklaşırdı onu mutsuz eden her şeyden. Güçlüydü o zamanlar. Karar verir ve uygulardı. Şimdi olduğu gibi kendisine yapılan haksızlıklara sessiz kalmadığı gibi, hiç kimseye haksızlık yapılmasına göz yummazdı. Peki mesleğinde belli bir yere gelmiş, kendi ayakları üzerinde duran o kadın nasıl olmuştu da pasif bir evhanımına dönüşmüştü? ''İnsan kendi mutluluğunu kendisi yaratır'' derken, nasıl olmuştu da hem kendisini hem de kızını böyle mutsuz edebilmişti. Buna bir son vermeliydi!
     Son zamanlarda, depresyona girip anti-depresanlarla ayakta durmaya çalıştığından beri en yoğun hissettiği duygu korkuydu. Her şeyden, herkesten, aslında hayattan korkar olmuştu. ve nefret... böyle hissettiği için de en çok kendisinden nefret eder olmuştu. Bu korkuyla uzun süre söyleyemedi eşine ayrılmak istediğini. Karşı çıkacağından emindi ama tepkisinin ne olacağından emin değildi.
     Tepki tahmininden daha korkutucu oldu; Kızı şahit olmasın konuşulanlara diye onu uyuttuktan sonra geçti eşinin karşısına. Uygun bir dille boşanmak istediğini söylemeye çalışırken, 'boşanma' sözcüğü ağzından çıkar çıkmaz eşi yerinden kalktı, hızlı adımlarla mutfağa gitti, çekmeceyi açıp eline ilk geçen bıçağı aldı eline.
     Bundan sonraki sahneler film şeridi gibiydi. Önce eşi tarafından bıçaklanarak öldürüleceğini düşündü. O yanından teğet geçince bıçağı kendisine saplayacağını düşünürken, eşi doğruca kızının odasına yürüdü kapıyı açtı ve elektrik düğmesini çevirdi. 
     İşte o andan itibaren kocasını asla affetmeyeceği sahne yaşandı; Uykudan uyanan ve korkulu gözleriyle babasına ve elindeki bıçağa bakan, henüz 8 yaşında bir kız çocuğu... 'Annen benden boşanacakmış. Eğer öyle birşey olursa, kendimi öldürürüm' deyip bıçağı karnına dayayan bir baba... ve kapının önünde 'yalvarırım çık bu odadan... Tamam sen nasıl istersen öyle olsun... Boşanmayalım... Yeter ki bu odadan çık' deyip yalvaran bir anne!
     O geceden sonra, 15 gün boyunca sustu kadın. Kendisini öyle aşağılanmış, öyle çaresiz, öyle zavallı hissetti ve o geceyi kızına unutturmak için öyle yoğun çaba harcadı ki, yoruldu. Çok yoruldu.
Uykusuz gecelerin sonunda bu işi tek başına halledemeyeceğini anladı. Onu çok seven bir ailesi vardı. Onları üzmemek için oynadığı mutlu kadın rolünden vazgeçti. Her şeyi anlattı ve kararını açıkladı.
  Güneşli bir bahar günü kızıyla birlikte doğup-büyüdüğü şehri ve kocasını terketti. Mahkeme son kararı verene kadar, 10 ay boyunca kocasının çirkinliklerini izledi bir yabancı gibi. Ve sonunda soğuk bir kış günü mahkeme son kararını verdi. Doğum gününe iki gün kala bir hediye gibi: ''boşanmalarına''...
Tweet This

3 yorum:

  1. Bu hikayeleri bir kitapta topla bence.Daha neler çıkar neler:(((

    YanıtlaSil
  2. Herşeyde bi hayır vardır ama.. yaşananlar ne kdr kötü olsada iyi ki gelmişsiniz, iyi ki herşeyi geride bırakmışsınız.. böylece benmde küçük bi cadım olmuş oldu ve onunda kendisini çok seven bi ablasıı.. ve de çok sevdiğim bir teyzem =)
    selin ♥

    YanıtlaSil