26 Ekim 2010 Salı

Hep 'Güzel'di O...

Text Size : [+] | [-]
     Göğsündeki şişliği ilk farkettiğinde hiç panik yapmadı. Çağdaş bir Pollyanna'ydı o... iyimser yanı çıktı ortaya hemen ve 'yağ bezesidir' diye düşündü. Bir hafta bekledi şişliğin inmesini ama kontrol ettiğinde bir yumru daha geldi eline. Yaşadığı şehrin ünlü bir hastanesinin ünlü doktorundan randevu aldı hemen.
     Doktorun muayeneden sonraki gizli telaşını farketti ama bozmadı moralini. Yapılan tahlillerden sonra sonucu öğrenmeye ablasıyla birlikte gitti. ''Urlar kötü huylu ve durum acil... Hemen ameliyat olmanız lazım'' dedi doktor. Yayılma tehlikesine karşı göğsünün birini almak zorunda olduklarını, biraz da yumuşatarak söylemeye çalışan doktora, ''göğsümle vedalaşmak için vaktim var mı'' diyerek espri yaptı. Hayır, vakti yoktu... Ertesi sabah ameliyata girdi.
     Kendine geldiğinde göğsünün biri yoktu artık. Eşi, kızı ve oğlu başucundaydı. Onları her gördüğünde olduğu gibi, yüreğinden taşan sevgiyi sıcacık gülümseyerek gösterdi ve yine her zamanki gibi kendini unutup onları teselli etmeye çalıştı.
     Durumu kabullenişi ve hayata olan bağlılığı iyileşme sürecini hızlandırdı. Pollyanna tarafı hep devredeydi. Kendisi için üzülenleri ''hayatımı kaybedebilirdim. Göğsümü kaybetmişim çok mu'' diyerek şaşırttı hep.
     Eve döndükten sonra, hayatına olduğu yerden devam etti. Yine kendisinden çok ailesini ve sevdiklerini düşünerek, onları mutlu etmeye çalışarak yaşadı. Hastalığından hiç sözetmedi... ettirmedi. Kontrollere tek başına gitti... Kimseyi ortak etmedi acılarına.
     Hiç belli etmese de acı çekiyordu aslında. Hastalığın nüksetmekle kalmayıp karaciğere de atlamış olduğunu, yine yalnız gittiği kontrollerden birinde öğrendi. Sadece bu satırların yazarıyla paylaştı bunu... Kimseye söylememesi için söz alarak.
     Kocasına ve çocuklarına olan aşkı hep ayakta tuttu onu. Sekiz yıl boyunca sağlıklı bir insan gibi yaşadı. Ama o ne kadar saklamaya çalışsa da onu çok yakından tanıyanlar yolunda gitmeyen birşeyler olduğunu anladılar. Yaşama sevinci giderek yokolmaya, gözlerindeki ışık sönmeye başladı.
     Hızla kilo vermeye, yataktan çıkmamaya başladı. Yine bu satırların yazarıyla paylaştı yaşama sevincini kaybetmesinin nedenini: Kocasının onu aldattığını öğrenmişti!
     Hayatı boyunca her güçlüğe meydan okuyan, hastalığını bile gülerek karşılayan genç kadın bu gerçekle başedememişti. Kocası onun ilk ve son aşkıydı... Gencecik bir üniversite öğrencisiydi onu tanıdığında. O da bir üst sınıftaydı ve birbirlerini tanır tanımaz büyük bir aşk yaşamaya başlamışlardı. Okul biter bitmez evlenmiş ve genç kadın sonraki hayatını kocasına ve çocuklarına adamıştı. Onu tanıyan herkes, birçok güzel özelliğinin yanında ne kadar fedakar bir eş ve anne olduğundan sözederdi.
     Hastalığı hızla ilerledi. Doktorlar artık hastanede yapılacak birşeyin kalmadığını söylediler. Öyle çok seveni vardı ki, hiç yalnız kalmadı. Başucundan hiç ayrılmayan dostlarından biri, o orda öyle yatıp ölümü beklerken, eşinin gizli telefon görüşmeleri yaptığına şahit oldu.
     Ölüm geldiğinde, sabaha karşı 4'dü. Tek başına, uyurken, sessiz-sedasız veda etti çok sevdiği yaşama. Bu satırların yazarı, çok sevdiği ve hep örnek aldığı dostunu öperek uğurladı.
     O hep güzel hatırlandı... hep güzel sözler söylendi ardından. Kocası mı? Senesi dolmadan evlendi... Onunla yaşadığı evde oturdu bir süre ama öylesine dışlandı ki dayanamayıp çekip gitti birkaç ay sonra.  
   Tweet This

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder