27 Ekim 2010 Çarşamba

Değer miydi?...

Text Size : [+] | [-]
  27 Mayıs'ın gerçekleşmesinde ve 1961 Anayasası'nın yapılmasında etkili olan isimlerden birinin kızıydı. Tatlı-sert ama şefkatli bir baba, sürekli içki içen -sonraları alkolik tanısı konan- bir anne ve küçük kızkardeşini hiçbir zaman ciddiye almayan bir abiyle büyüdü. Sessiz, sakin, uysal ve çok güzeldi.
   Liseyi bitirdiği yıl tanıştı onunla. Arkadaşlarıyla birlikte sık sık uğradığı, ayaküstü karın doyurdukları yerin sahibi de ordaydı o gün. Arkadaşlarıyla sohbet ederken, yakışıklı genç adamın gözlerini kendisinden ayırmadığının farkındaydı genç kız. Heyecanını arkadaşlarına belli etmemeye çalıştı ve hiç ayrılmak istemedi ordan. İki gün sonra en yakın kız arkadaşıyla birlikte yine ordaydı. Kapıdan girerken, o genç adamın orda olması için dua ederken yakaladı kendini. Ordaydı ve onları görür görmez yanlarına gelerek bizzat ilgilendi.
  O gün o büyük aşkın başladığı gün oldu. Çok sevdiler birbirlerini. Ailesinin 'daha üniversiteye gideceksin... bu acele neden' deyip karşı çıkmasına rağmen, 6 ay sonra evlendi ilk aşkıyla.
  Bir masalda yaşıyordu sanki. Mutluluğu, oğlunun doğumuyla öyle arttı ki, bu mutluluk onu korkutmaya başladı. Sanki her an kötü birşey olacak ve elindeki herşey kayıp gidecekmiş gibi hissediyordu. Hisleri onu yanıltmadı. 
Tanıştıklarında sahibi olduğu işi batıran kocasının denemediği iş nerdeyse kalmamış ve şimdi de yeni bir işe soyunmuştu. Bir büro açtı ve bir de sekreter buldu kendine. Çok geçmeden kulaktan kulağa yayılmaya başladı kocasının sekreteriyle olan ilişkisi ve onun kulağına kadar geldi. İnanmadı önce ya da inanmak istemedi. Kocasının eve geç gelmelerine, ilgisizliğine, hatta kendisini aşağılamasına hep bahaneler üretti kendince. Görmezden gelmeleri iyice cesaretlendirdi kocasını. Artık haftanın 2-3 günü geceleri de gelmemeye başladı. Geldiği zamanlarda da ne onun ne de oğlunun yüzüne bakıyordu.
     Kocası ne kadar değişirse değişsin o hiç değişmedi... Hiç vazgeçmedi kocasını sevmekten. ''Gerçeği kabul et artık... Böyle yaşayamazsın'' diyen herkese, ''bizim aşkımız çok büyük... kimse inandıramaz beni onun başkasını sevdiğine'' diye cevap verdi ama bir akşam gerçeği çok acı bir şekilde kabul etmek zorunda kaldı.
    Oğlunu doyurup uyutmuştu ki, kapı çaldı. Kocasının erken geldiğini düşünerek sevinçle açtı kapıyı. Evet kocasıydı gelen ama yalnız değildi. Sekreteri ve sevgilisi olan kadın da yanındaydı. Kocası, ''konuşmamız lazım'' diyerek ve yanındaki kadına yol göstererek girdi içeri. Konuştular... Daha doğrusu sadece kocası konuştu o dinledi;
   Onlarınki düşünülmeden, birbirlerini doğru-dürüst tanımadan yapılmış bir evlilikti... Gençlik heyecanıyla ona aşık olduğunu sanmış ama yanılmıştı çünkü gerçekten sevdiği kadın şu anda yanındaydı. Aslında bunu ona her fırsatta anlatmaya çalışmış, gitmesini beklemiş ama o anlamamakta ısrar etmişti.
     Bununla kalmadı kocası... Ertesi gün oğlunu da alarak evi terketmesini istedi. Bunun bir kabus olduğunu ve uyanacağını düşündü kocasını dinlerken. Ama değildi. Bütün gece nereye gideceğini düşündü. Alkol sorunu annesinin mantıklı düşünmesini engeller olmuştu... Anlaşması mümkün değildi. Zaten ailesi evlendiği ve bütün yaşadıklarına rağmen bu evliliği sürdürdüğü için kızgındı ona. 
   Ertesi gün onu çok seven kayınvalidesinin kapısını çaldı oğluyla birlikte. Hem kapısını hem kollarını açtı kayınvalidesi ona. Hayatında ağlamadığı kadar ağlayarak anlattı olanları. Babası gelip, ısrarla eve dönmesini isteyene kadar orda kaldı. Kayınvalidesinin onu bağrına basıp yolcularken söylediklerini hiç unutmadı: ''Benim artık öyle bir oğlum yok ama ben yine de oğlum adına senden özür dilerim''...
     Babaevindeydi artık... Öyle üzgün öyle mutsuz görünüyordu ki, babası anneye ve ağabeye yaşananlarla ilgili konuşmayı yasakladı. ''Konuşulmazsa unutulur'' diyordu. Ama o hiç unutmadı. Ne kocasını ne de yaşadıklarını. Boşandıkları gün azalan umudu, kocasının sekreteriyle evlendiği gün bitti.
  O güne kadar içinde biriktirdiği herşey, damarlarından beynine kanla birlikte aktı ve hayatının baharında ani bir ölümle veda etti yaşama. Bu çok ani ölümün nedenini doktorlar, 'aşırı üzüntü' olarak açıkladılar.
Tweet This

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder