Güneydoğu illerinden birinde doğduğunda, aynı babadan üç ağabeyi, aynı anneden bir ablası vardı... Aynı anne-babadan olacak tek kardeşi ise, birbuçuk yıl sonra gelecekti dünyaya. Muhtar olan babası, çok içen, çok sızan, çok az konuşan, hiç kızmayan, kavga bilmeyen kendi halinde bir adamdı. Hastalığını da kendi kendine yaşadı... Doktora gitmediği için teşhis konmadı ama sonradan söylenenlere göre sirozdan, henüz 40'lı yaşlardeyken göçüp-gitti bu dünyadan.
O 6 yaşındaydı babasız kaldığında... Ama ilk travması değildi bu onun... Bir yıl önce abilerinden biri, en yakışıklı, en iyi kalpli olanı (hep öyle olmaz mı zaten?) evli bir kadına aşık olmuş, sonra da bunu kendine yediremeyip ''ha ben yapmışım ha bana yapılmış'' deyip kendini vurmuştu. Aslında bu olaydı babasının ölüme giden yolunu kısaltan. Oğlunun intiharından sonra daha çok içip daha az konuşmaya başladı. Babasının kendisini ve kızkardeşini çok sevdiğini biliyordu ama artık babası onların bile yüzüne bakmıyordu nerdeyse. Sabah erkenden işe gidiyor, gece geç saatlerde hep sarhoş geliyor ve sızıp kalıyordu. Öldüğünde, herkes onun da tıpkı oğlu gibi intiharı seçtiğini ama bunu dolaylı yoldan yaptığını konuştu.
Artık babanın sessiz sevecenliği, sessiz şefkatinin yerini amcanın otoriter hatta bazen sert himayesi almıştı. O yaşlarına ilişkin en önemli figürler, çok gezen bir anne, sert, hatta korku veren bir amca ve sevgili kızkardeşiydi. Annesinin sık sık söylediği gibi 'babasına' çekmiş'ti o... Sessiz, içine kapanık, kendi halinde. Oysa kızkardeşi tam tersiydi onun... Oturdukları sokakta camını kırmadığı ev kalmamış, bu yüzden her gün dayak yese de hiç vazgeçmemişti haylazlıklarından.
Artık babanın sessiz sevecenliği, sessiz şefkatinin yerini amcanın otoriter hatta bazen sert himayesi almıştı. O yaşlarına ilişkin en önemli figürler, çok gezen bir anne, sert, hatta korku veren bir amca ve sevgili kızkardeşiydi. Annesinin sık sık söylediği gibi 'babasına' çekmiş'ti o... Sessiz, içine kapanık, kendi halinde. Oysa kızkardeşi tam tersiydi onun... Oturdukları sokakta camını kırmadığı ev kalmamış, bu yüzden her gün dayak yese de hiç vazgeçmemişti haylazlıklarından. 7 yaşına geldiğinde okul yerine Kur'an kursuna yazdırıldı. Amca söyledi son sözü: 'kız çocukları okula gitmez'di. Her zamanki gibi o hiç sesini çıkartmadan boyun eğerken kızkardeşi isyan etti bu duruma... 1 yıl sonra onun da okul çağı geldiğinde öğretmenle işbirliği yapıp amcasından gizli okula gidp-geldi ve bitirdi ilkokulu. Amcası öğrendiğinde ise, artık çok geçti.
Yaşamı Kur'an kursuyla evin avlusu, bazen de -anne ya da amca izin verirse- sokakta oynayarak geçti... Zaten 10 yaşına geldiğinde ev işleri çok vaktini alır olmuştu. sadece annesine değil yengesine de yardım etmek zorundaydı. Oysa yaşıtı olan kuzenleri 'henüz küçüktü iş yapmak için'! Kaderine razı olmayan kızkardeşi ise okula gidiyor, arkadaşlarıyla vakit geçiriyor, yani çocukluğunu yaşıyordu. Gençkızlığını yaşarken de sıradışı davrandı kardeşi... Bütün kızların yapması gerektiği gibi yapmadı... görücü usulü evlenmedi yani... Orada askerliğini yapan uzun boylu, yeşil gözlü, kumral delikanlıya aşık oldu ve bekledi onu. Askerlik biter-bitmez de elele verip kaçtılar... Büyük şehirde evlendi onunla... çocukları oldu... Ama ailesi çok sonra, yıllar sonra affetti onu.
Bu arada abileri büyümüş amcanın baskısı azalmıştı. Artık özellikle büyük abisi babayı aratmamaya çalışıyordu kardeşlerine. Sonradan müdürü olacağı bankada çalışıyor, ailesine kol-kanat geriyordu. Çocuklarını küçük yaşlarda görücü usulüyle evlendiren amcasına kızıyor, kardeşi için gelmek isteyen görücüleri 'o henüz küçük' diyerek geri çeviriyordu. Ama kardeşi 16 yaşına geldiğinde arkadaşı olan ve çok sevip, çok saydığı dostuna, 'o henüz küçük' diyemedi.
Abisinin arkadaşı olan ve '.... abi' diye hitap ettiği yakışıklı genç adamın kendisiyle evlenmek istediğini duyduğunda yüzü kızardı. Hem sevinçten hem gururdan. Müstakbel kocası çok iyi bir aileden gelen, İstanbul'da okumuş, yakışıklı ve kültürlü biriydi. Kızlarını onunla evlendirmek isteyen aileler bunu duyunca dudak bükseler de o, onun tarafından seçilmenin gururuyla abisine 'gelsinler' dedi.
Her şey o kadar çabuk oldu ki. Söz, nişan, nikah... birkaç ay içinde hayatı tamamen değişti. Evlendiklerinin ertesi günü kocasının kolunda o güneydoğu ilinin küçük kasabasından ayrıldı. Bu, orayı son görüşüydü. Sonra ne mi yaptı o içine kapanık küçük kız. Eşinin işi dolayısıyla hep büyük şehirlerde yaşadı. Bir beyefendi olan kocası onu da bir hanımefendi yaptı. Sonra mı? Sonra da anne oldu. Benim ve üç kızkardeşimin annesi...





çok etkileyici.....deniz:)
YanıtlaSiletkileyici... final çok sıcak:)))
YanıtlaSilçok beğendim.
YanıtlaSilzehra
Işıklar içinde yatsın anneciğin, ilginç bir hikayesi varmış. Hatırladığım müşfik bir hanımefendiydi.Nurten
YanıtlaSilYorumlarınız çok değerli benim için... teşekkür ederim dostlarım:))
YanıtlaSilBen tanıyamadım ama o kadar çok insandan dinledim ki anneni. Birkez daha evet işte bu dedirttin bana birhan. canım arkadaşım
YanıtlaSil