Annesi doktor, babası önemli bir bürokrattı. Yaklaşık on yıl süren bir tedavinin ardından hamile kalan annesi ikiz doğurmuş ama ikizi doğumdan iki gün sonra ölmüştü. Hem anne hem de baba tarafından geniş bir ailenin çok sevilen tek kız çocuğu olarak mutlu bir çocukluk geçirdi. Sevgi dolu bir ortamda, kendine güvenen ve insanları seven bir genç kız olarak yetişti. Sevecenliği, hoşgörüsü ve yardımseverliği onu hep sevilen bir insan yaptı.
Ülkenin en ünlü kolejlerinden birinden onur derecesiyle mezun olduğunda tek bir hayali vardı; ''mülkiyeli'' olmak. Oldu da... Sınav sonuçları geldiğinde, tıp fakültesine girecek kadar puanı vardı ama onun ilk tercihi ''mülkiye'' idi. O gece her zaman yaptığı gibi uyumadan önce dua etti ve bir kez daha düşündü ne kadar şanslı bir insan olduğunu.
Okuldaki dostluk kulübüne üye olduktan bir hafta sonra tanıştı müstakbel eşiyle. Son sınıftaydı ve okulun en yakışıklı en popüler gençlerinden biriydi. Arkadaşlıkla başlayan ilişkileri kısa sürede büyük bir aşka dönüştü. Ailelerin de onayladığı birlikteliklerinin birinci yıldönümünde çok farklı ve özel bir evlenme teklifi aldı.
İkisinin de çok sevdiği bir sanatçının konserinde bir bahane bularak yanından ayrılan eşini sahnede elinde mikrofonla gördüğünde birşey anlamadığı gibi, dönemin en ünlü sanatçılarından biri olan şarkıcı, ''şimdi, çok romantik bir olaya şahitlik yapacağız, lütfen herkes sussun'' dediğinde de olayın kendisiyle ilgili olduğunu kavrayamadı. Konserdeki herkes gibi merakla sahneye bakarken, müstakbel eşinin söyledikleriyle hayatının en mutlu anlarından birini yaşadı. ''İkinci sıranın tam ortasında oturan güzel kız. Beni dinler misin?'' diye söze başlayan eşi, ''seni seviyorum ve seninle yaşlanmak istiyorum... Benimle evlenir misin?'' diye devam etti.
O andan sonra yaşananlar bir rüya gibiydi. Sahneye çıkıp eşinin boynuna sarılarak verdi cevabını. İkisinin ortak şarkısını sahnede sanatçıyla birlikte söylediler ve birbirlerine asla ayrılmayacaklarına dair söz verdiler yüzlerce şahidin önünde.
Altı ay sonra o ünlü şarkıcının da katıldığı görkemli bir düğünle evlendiler. Evliyken devam ettiği okulunu iyi dereceyle bitirdiğinde, eşi, sonradan genel müdürü olacağı önemli bir devlet kuruluşunda uzman olarak çalışıyordu. Özel bir bankada işe başlamaya hazırlanırken, hamile kaldı. Ailesi, eşi ve en yakın kız arkadaşının ısrarıyla, işi ertelemeye karar verdi. Zor bir hamilelik dönemi geçirdi... Bu dönemi eşinin ve ''en yakın dostum, sırdaşım'' dediği arkadaşının desteğiyle atlattı.
Kızını kucağına aldığında dünyanın en mutlu kadını olduğunu düşündü bir kez daha. Yakın dostu çocuğunu büyütürken de hep yanındaydı. Kızı üç yaşına geldiğinde o çalışmaya karar verdi. Daha önce başvurduğu özel banka hiç tereddütsüz kabul etti ikinci başvurusunu da. Kısa sürede yükseldi işinde. Kızı 10 yaşına geldiğinde eşi genel müdür kendisi de şube müdürüydü.
Kızını da eşini de işini de ihmal etmiyor, ayrıca yardıma ihtiyacı olan herkesin de yardımına koşuyordu. Hayatının ilk darbesini de her sıkıştığında yardım ettiği, her konuda destek verdiği birinden yedi... En yakın kız arkadaşından... Arkadaşının bir de ''suç ortağı'' vardı; Eşi!
Bir akşam işten çıkıp eve geldiğinde, odasında bulduğu mektubu merakla açtı. Okumaya başladığında bunun kötü bir şaka olması için dua etti... Ama değildi; Eşi ve en yakın arkadaşı, birbirlerine aşık olmuş ve birlikte kaçmışlardı! Aylarca, bir yandan bu gerçekle başetmeye çalışırken bir yandan da kızını basında, eşiyle ilgili olarak çıkan haberlerden korumaya çalıştı... Ama koruyamadı.
Henüz 12 yaşındaydı ve tüm kız çocukları gibi babasına çok düşkündü. Babasının hayatlarından tamamen çıktığını öğrenmekle kalmadı, manevi ''teyze''siyle birlikte gittiğini de öğrendi. Okulda ve arkadaş çevresinde konuşulanlarla ve müstehzi bakışlarla başetmesi kolay değildi o yaşta bir çocuğun... Edemedi de... Saçları hızla dökülmeye başladı.
Kızının saçlarındaki dökülmenin normal olmadığını görür görmez, doktora götürdü... Evet, kızı, ''Alopesia totalis'' denilen bir hastalığa yakalanmıştı... Hastalığın birçok nedeni vardı ama onun bu hastalığa yakalanmasının tek nedeni, ''aşırı üzüntü'' idi. Doktorun verdiği ilaçlara rağmen, bir süre sonra kaşları ve kirpikleri de dökülmeye başladı. ''Hastaların yüzde 33'ünde bir yıl içinde iyileşme görülebiliyor'' diyen doktorun söylediği gerçekleşti ve bir sene sonra kızı iyileşti.
Kızıyla yeni bir hayat kurup bu hayatına alışmaya çalışırken, işini hiç ihmal etmedi ve kısa bir süre sonra genel müdürlüğe yükseldi. Tek celsede boşandığı eşinin evlendiğini duyduğunda kendisi de evliliğe doğru giden bir ilişki yaşıyordu. Bu saygın ve güvenilir işadamından evlenme teklifi aldığında şansın ona bir kez daha güldüğünü düşündü. Eski eşiyle söz verdikleri gibi birlikte yaşlanamamışlardı ama şimdi birlikte yaşlanabileceği birisi çıkmıştı karşısına. Oysa hayatın kendisine kötü bir sürpriz daha hazırladığını bilmiyordu henüz.
Yaşamının en kötü anlarından birini bir arabanın arka koltuğunda yaşadı... Müstakbel eşinin, şoförün kullandığı aracında, akşam yemeğinden dönüyorlardı... Önce, elini tutan elinin gevşediğini hissetti, sonra da göğsünden hırıltılı bir ses çıktığını duydu. Birlikte yaşlanmayı düşündüğü, kızına iyi bir baba olacağına inandığı adam, ani bir kalp kriziyle, birkaç dakika içinde, kollarında hayata veda etti.
Zor oldu ama yine toparlandı... Kendisini kızına ve işine adadı... Özel bankaların tek tek battığı dönemde, genel müdürü olduğu banka, onun sayesinde ayakta kaldı. Bankasına trilyonlarca lira para kazandırdığı herkesce bilinmesine rağmen, hala akıl erdiremediği bir biçimde yolsuzluk yapmakla suçlandı... Tutuklandı... Yargılandı ve hüküm giydi. Savunmasında, bankanın, yurtdışına kaçan sahibini suçladı ve ''beni günah keçisi yaptılar'' dedi.
Yedi aylık cezasını çekmek için hapise girdiğinde, kızının hastalığı nüksetti. Saçları, kaşları ve kirpikleri tamamen döküldü... Hiçbir ilaç ve tedavi fayda etmedi... Doktorlar artık umut kalmadığını söylediğinde kızı perukla yaşamaya alıştırdı kendini. Annesini üzmemek için ziyaretine gelmeyen kızını, ancak cezaevin çıktığında gördü ve kendini suçladı. Kızı ise, büyüdükçe hastalığını dert etmemeyi öğrendi... Annesi gibi başarılı bir öğrenci ve sonra da başarılı bir işkadını oldu... Şimdilerde aynı evi paylaşıyor ve birbirlerine destek oluyorlar... Çünkü onların birbirlerinden başka kimseleri yok artık.
Tweet This
Okuldaki dostluk kulübüne üye olduktan bir hafta sonra tanıştı müstakbel eşiyle. Son sınıftaydı ve okulun en yakışıklı en popüler gençlerinden biriydi. Arkadaşlıkla başlayan ilişkileri kısa sürede büyük bir aşka dönüştü. Ailelerin de onayladığı birlikteliklerinin birinci yıldönümünde çok farklı ve özel bir evlenme teklifi aldı.
İkisinin de çok sevdiği bir sanatçının konserinde bir bahane bularak yanından ayrılan eşini sahnede elinde mikrofonla gördüğünde birşey anlamadığı gibi, dönemin en ünlü sanatçılarından biri olan şarkıcı, ''şimdi, çok romantik bir olaya şahitlik yapacağız, lütfen herkes sussun'' dediğinde de olayın kendisiyle ilgili olduğunu kavrayamadı. Konserdeki herkes gibi merakla sahneye bakarken, müstakbel eşinin söyledikleriyle hayatının en mutlu anlarından birini yaşadı. ''İkinci sıranın tam ortasında oturan güzel kız. Beni dinler misin?'' diye söze başlayan eşi, ''seni seviyorum ve seninle yaşlanmak istiyorum... Benimle evlenir misin?'' diye devam etti.
O andan sonra yaşananlar bir rüya gibiydi. Sahneye çıkıp eşinin boynuna sarılarak verdi cevabını. İkisinin ortak şarkısını sahnede sanatçıyla birlikte söylediler ve birbirlerine asla ayrılmayacaklarına dair söz verdiler yüzlerce şahidin önünde.
Altı ay sonra o ünlü şarkıcının da katıldığı görkemli bir düğünle evlendiler. Evliyken devam ettiği okulunu iyi dereceyle bitirdiğinde, eşi, sonradan genel müdürü olacağı önemli bir devlet kuruluşunda uzman olarak çalışıyordu. Özel bir bankada işe başlamaya hazırlanırken, hamile kaldı. Ailesi, eşi ve en yakın kız arkadaşının ısrarıyla, işi ertelemeye karar verdi. Zor bir hamilelik dönemi geçirdi... Bu dönemi eşinin ve ''en yakın dostum, sırdaşım'' dediği arkadaşının desteğiyle atlattı.
Kızını kucağına aldığında dünyanın en mutlu kadını olduğunu düşündü bir kez daha. Yakın dostu çocuğunu büyütürken de hep yanındaydı. Kızı üç yaşına geldiğinde o çalışmaya karar verdi. Daha önce başvurduğu özel banka hiç tereddütsüz kabul etti ikinci başvurusunu da. Kısa sürede yükseldi işinde. Kızı 10 yaşına geldiğinde eşi genel müdür kendisi de şube müdürüydü.
Kızını da eşini de işini de ihmal etmiyor, ayrıca yardıma ihtiyacı olan herkesin de yardımına koşuyordu. Hayatının ilk darbesini de her sıkıştığında yardım ettiği, her konuda destek verdiği birinden yedi... En yakın kız arkadaşından... Arkadaşının bir de ''suç ortağı'' vardı; Eşi!
Bir akşam işten çıkıp eve geldiğinde, odasında bulduğu mektubu merakla açtı. Okumaya başladığında bunun kötü bir şaka olması için dua etti... Ama değildi; Eşi ve en yakın arkadaşı, birbirlerine aşık olmuş ve birlikte kaçmışlardı! Aylarca, bir yandan bu gerçekle başetmeye çalışırken bir yandan da kızını basında, eşiyle ilgili olarak çıkan haberlerden korumaya çalıştı... Ama koruyamadı.
Henüz 12 yaşındaydı ve tüm kız çocukları gibi babasına çok düşkündü. Babasının hayatlarından tamamen çıktığını öğrenmekle kalmadı, manevi ''teyze''siyle birlikte gittiğini de öğrendi. Okulda ve arkadaş çevresinde konuşulanlarla ve müstehzi bakışlarla başetmesi kolay değildi o yaşta bir çocuğun... Edemedi de... Saçları hızla dökülmeye başladı.
Kızının saçlarındaki dökülmenin normal olmadığını görür görmez, doktora götürdü... Evet, kızı, ''Alopesia totalis'' denilen bir hastalığa yakalanmıştı... Hastalığın birçok nedeni vardı ama onun bu hastalığa yakalanmasının tek nedeni, ''aşırı üzüntü'' idi. Doktorun verdiği ilaçlara rağmen, bir süre sonra kaşları ve kirpikleri de dökülmeye başladı. ''Hastaların yüzde 33'ünde bir yıl içinde iyileşme görülebiliyor'' diyen doktorun söylediği gerçekleşti ve bir sene sonra kızı iyileşti.
Kızıyla yeni bir hayat kurup bu hayatına alışmaya çalışırken, işini hiç ihmal etmedi ve kısa bir süre sonra genel müdürlüğe yükseldi. Tek celsede boşandığı eşinin evlendiğini duyduğunda kendisi de evliliğe doğru giden bir ilişki yaşıyordu. Bu saygın ve güvenilir işadamından evlenme teklifi aldığında şansın ona bir kez daha güldüğünü düşündü. Eski eşiyle söz verdikleri gibi birlikte yaşlanamamışlardı ama şimdi birlikte yaşlanabileceği birisi çıkmıştı karşısına. Oysa hayatın kendisine kötü bir sürpriz daha hazırladığını bilmiyordu henüz.
Yaşamının en kötü anlarından birini bir arabanın arka koltuğunda yaşadı... Müstakbel eşinin, şoförün kullandığı aracında, akşam yemeğinden dönüyorlardı... Önce, elini tutan elinin gevşediğini hissetti, sonra da göğsünden hırıltılı bir ses çıktığını duydu. Birlikte yaşlanmayı düşündüğü, kızına iyi bir baba olacağına inandığı adam, ani bir kalp kriziyle, birkaç dakika içinde, kollarında hayata veda etti.
Zor oldu ama yine toparlandı... Kendisini kızına ve işine adadı... Özel bankaların tek tek battığı dönemde, genel müdürü olduğu banka, onun sayesinde ayakta kaldı. Bankasına trilyonlarca lira para kazandırdığı herkesce bilinmesine rağmen, hala akıl erdiremediği bir biçimde yolsuzluk yapmakla suçlandı... Tutuklandı... Yargılandı ve hüküm giydi. Savunmasında, bankanın, yurtdışına kaçan sahibini suçladı ve ''beni günah keçisi yaptılar'' dedi.
Yedi aylık cezasını çekmek için hapise girdiğinde, kızının hastalığı nüksetti. Saçları, kaşları ve kirpikleri tamamen döküldü... Hiçbir ilaç ve tedavi fayda etmedi... Doktorlar artık umut kalmadığını söylediğinde kızı perukla yaşamaya alıştırdı kendini. Annesini üzmemek için ziyaretine gelmeyen kızını, ancak cezaevin çıktığında gördü ve kendini suçladı. Kızı ise, büyüdükçe hastalığını dert etmemeyi öğrendi... Annesi gibi başarılı bir öğrenci ve sonra da başarılı bir işkadını oldu... Şimdilerde aynı evi paylaşıyor ve birbirlerine destek oluyorlar... Çünkü onların birbirlerinden başka kimseleri yok artık.







Tam bir solukta okudum... etkilendim ve yaradana şükür ettim.
YanıtlaSilleyla