Yeni atandığı okulda tanıştığı arkadaşı onu evine yemeğe davet ettiğinde hemen kabul etti. Bu ufak-tefek neşeli meslektaşı, okula ilk geldiği günden beri, ona yakın davranmış, yabancılık çekmemesi için elinden geleni yapmıştı. Birbirlerine hemen ısınmışlar, kısa zamanda yakın iki dost olmuşlardı.
Kapıyı arkadaşının annesi açtı. Kızının 20-25 yıl sonraki haliydi sanki kadın. Kızı gibi ufak-tefekti ve hep gülen gözleri vardı. Çok sevdiği bir yakınını görmüş gibi sarıldı ona ve içtenlikle öptü. Mütevazı bir apartman dairesiydi evleri ama öğretmen okuluna gidene kadar yaşadığı köydeki evlerinin yanında saray gibiydi.
Annesi, ağabeyinin de yemeğe geleceğini söylediğinde, arkadaşı şaşırdı. Bir yıl önce lisede matematik öğretmenliğine başlayan ağabeyi genellikle yemekte bulunmaz, gece geç saatlere kadar dışarıda olurdu. Çok iyi bir öğretmendi belki ama hayırlı bir evlat olduğu söylenemezdi. Aldığı maaşı gece kulüplerinde harcıyor, dolayısıyla ayın sonunu getiremiyor, zaten kıt-kanaat geçinen ailesinden para istiyordu.
Arkadaşı, dişlerinin arasından, ''parası bitmiştir yine'' diye söylenirken, kapı çaldı. ''Ben geldiim'' diye neşeyle içeri giren genç adamı o ilk gördüğü anı hayatı boyunca unutmadı. Genç adam yanına gelip elini sıktığında, başı döndü adeta... Sendelememek için zor tuttu kendini.Daha önce hiç yaşamadığı bir duyguyla kalp atışları hızlandı. Hiç heyecanlanmadığı kadar heyecanlandı. Bir yerde okumuştu: ''İnsan aşık olduğunda içinde kelebekler uçuşur'' diye. Binlerce kelebek vardı sanki içinde ve hepsi birden kanat çırpıyordu. Peki mümkün müydü böyle birdenbire hiç tanımadığı birine aşık olmak?...
Yemek boyunca kaçamak bakışlarla genç adamı seyretti.. Gülünce kısılan ela gözleriyle kendisine baktığında, kızardı ve anladı ki, ilk görüşte aşk diye birşey vardı. O gece duygularını saklamak için büyük çaba gösterdi ama heyecanı arkadaşının gözünden kaçmadı. O zaten alışkındı arkadaşlarının yakışıklı ama sorumsuz ağabeyine aşık olmalarına.
Uykusuz geçen gecenin sonunda okula gittiğinde arkadaşının manidar bakışlarından kurtulmak için uzak durdu ondan ama ona yardımcı olabilecek tek kişinin o olduğunu da biliyordu. Ondan sonraki birkaç gün, uyumadan, yemek bile yiyemeden geçti. Bu çok yoğun, neredeyse kendisini korkutan duyguyla başedemeyeceğini anladığında, arkadaşına açılmaya karar verdi. Arkadaşı, büyük bir olgunlukla onu anladığını ama ağabeyinin onu mutsuz etmesinden korktuğunu söyledi.
Arkadaşı onu ikna edemeyeceğini anlayınca yardımcı olmaya karar verdi. Ağabeyi ile onu biraraya getirmek için elinden geleni yaptı... Annesi de ona yardımcı oldu bu konuda... Çünkü, oğlunun, bu aklı başında kızla evlenirse durulacağını umuyordu. Genç adamla her görüştüklerinde aşkı biraz daha büyüyor. Onun lakayt, alaycı ve sorumsuz davranışlarını görmezden geliyordu. Sonradan iyice alışacaktı bu görmezden gelmelere.
Arkadaşının ve annesinin çabalarıyla evlendikleri gün, dünyanın en mutlu kadını olduğunu düşünüyordu. Kocasını çok seviyor, onun kendisini sevip-sevmediğinden emin olmasa da, bunu umursamıyordu... Onunla olmak yetiyordu ona.. Onun için herşeyi yapardı.
Evlilikleri boyunca da böyle sürdü bu. O hep seven, hep veren, hep görmezden gelen, hep fedakarlık yapan taraf oldu. Kocasının çapkınlıkları da dahil herşeyine gözyumdu... Oğlu doğduğunda da ihmal etmedi hiç onu... Belki oğlundan bile daha çok şımarttı.
Bu arada çok iyi bir matematik öğretmeni olan kocasının, yaşadıkları küçük kentte ünü artmış, herkes özel ders için kapılarını çalar olmuştu. Yine kentin ünlü doktorlarından biri, üniversite sınavına hazırlanan kızı için aradığında, bu telefon konuşmasının hayatını nasıl değiştireceğini bilmiyordu.
Oğluyla yaşıttı gençkız... 18 yaşındaydı ve çok güzeldi. Haftanın beş günü geliyor, iki saat boyunca eşinden özel ders alıyordu. Onlar çalışırken, o da ikramda bulunuyor, arada bir de bir ihtiyaçları olup-olmadığını soruyordu. Yaklaşık iki hafta kadar sonra eşi öğrencisinin gelmesini beklerken, artık ikram için bile olsa, kendilerini asla rahatsız etmemesini, dersin bölündüğünü bahane ederek söylediğinde, içi huzursuz olsa da, her zamanki gibi hiç sorgulamadan ''peki'' dedi.
Bir hafta sonra eşinin veda mektubunu bulduğunda anladı içindeki huzursuzluğun nedenini; O sıralarda 43 yaşında olan eşi, 18 yaşındaki öğrencisine aşık olmuş ve birlikte kaçmışlardı.
Bir yıl boyunca hiç haber almadı eşinden. Gençkızın ailesi geniş bir aşiretten geliyordu. Buna rağmen kimse bulamadı onları kendileri dönene kadar. Bu arada gençkızın ailesi sürekli rahatsız etti onu... Arkadaşlarını kaybetti. Kimsenin yüzüne bakamadı... Oğlunun bozulan psikolojini onarmaya çalıştı kendi psikolojisini boşvererek... Kocasının suçunun cezasını da o çekti.
Bir sabah gençkızın evine döndüğünü, ailesinin kocasını aradığını öğrendi. O gece sabaha karşı kapı çaldı... Eşi gelmişti... Korkuyla bakıyordu... ''Yakalarlarsa öldürecekler beni... Saklanmam lazım'' dedi. Hiç düşünmeden, hatta onu gördüğüne sevinerek aldı içeri eşini.
Sonraki iki yıl boyunca, olay unutulana kadar, inziva hayatı yaşadılar. Kimseyle görüşmedi. Olanlar hakkında kimseyle konuşmadı. Eşine tek bir soru bile sormadı.Onun kendini temize çıkartmak için anlattıklarını dinledi sadece.
Hayatın oyunlarından biri olsa gerek, oğlu, o gençkızın kazandığı tıp fakültesini kazandı. Okulda babasından dolayı alay konusu olduğunda, annesine sığındı. Tıpkı babası gibi... Annesi hayatı boyunca korudu ikisini de... Çünkü, oğlu onun herşeyiydi ve oğlunun babasını da, ne yaparsa yapsın, sevmekten hiç vazgeçmemişti.
Tweet This






kadına mı kızayım adamamı kızayım karar veremedim adamdaki rezillik yüzsüszlük sinir bozucu kadındaki genişlik dersen dahada sinir bozucu bunun adı ne aşk nede sevgi. nankörlük, rezillik, kadınınkide kendine güvensiz tipik pasif türk kadını hayret bişey yav
YanıtlaSil